• Pinar66

OĞLUMLA İLK MOTOKROS YARIŞIMIZ

Bu sene ilk defa motocross yarışlarına iştirak ettik. Ama ben değil. Canım oğlum sürdü.


Daha önceki yazılarımı okuyanlar görmüşlerdir. Oğlumuz, 5,5-6 yaşında Memnun Academy’de Türkiye Şampiyonu Deniz Memnun ile sürmeye başladı. Bisikletle ilk pedala bastığı günün ertesinde soluğu Deniz’in yanında almıştık. Hiç unutmam.


O günden bu seneye, imkan oldukça, her uygun havada Kilyos’ta sürüşe gittik ve geçen Aralık’ta ilk motosikletini aldık. Bir KTM 50SX. Motosiklet sever her çocuk gibi, gözleri büyüyerek kabul etti hediyeyi ve hep keyifle sürdü. Bu sene 50cc yarışları İstanbul Çatalca’ya gelince, yarış ayağımıza gelmiş, gitmesek olmaz dedik ve bir heyecan hazırlandık.

Yarış öncesinde Ateş çok motiveydi. Anneannesi, gel beraber gezelim dediğinde dahi, “Anneanne antrenman yapmam gerek!” deyip, annemi geri çevirmişliği de vardır. O sözleri hiç unutmayacağım, “benim yaşımda bir çocuğun kaç kez yarışma fırsatı olur ki anneanne!?.”

Sürüşleri, çok daha hızlı, çok daha motiveydi. Artık daha yükseğe uçabiliyordu. Her fırsatta Kilyos’taydık. Tabii Memnun Academy’nin ince toprağında sürmek büyük keyifti.

Aynı zamanda, lojistik hazırlıkları da yapmamız lazımdı. Bizim bir minibüsümüz veya römorkumuz yok. Motosikleti nasıl taşıyacaktık? Yarış alanında nasıl güneşten korunacaktık? Hadi pistte ihtiyaç duyacağımız diğer her şeyi asfalt pistlerden biliyoruz ama, cross pistinin ihtiyaçları da bambaşkaymış.


İşe bir panelvan kiralamakla başladık. Motoru da eşyaları da sığdırabileceğimiz bir panelvan gerekiyordu. Şükür bir tane ayarlayabildik. Çünkü kiralamacılar da günlük kiralamaya pek yanaşmıyorlar. Hepsi aylık istiyor. Biz 3-5 gün deyince biraz nazlandılar. Ama neyse ki bir tanesi yardımcı oldu.



E bir de tepemize açacak bir çadıra ihtiyacımız vardı. Yoksa Temmuz sıcağında kavrulabilirdik. Onu da İMÇ’den son dakikada hallettik şükür.

Yarışlardan önceki gün, aracı yükledik, motosikleti almaya gittik, ama tabii şans işte, önceki gün antrenmanında, arka lastik patlamış, yedek iç lastiği takmaksa, küçük lastiklerde ayrı büyük bir işmiş. Yola çıkmadan önce kocamın lastik için verdiği uğraş takdire şayandı. Tabii bizi programımızdan epey geriye düşürdü bu talihsizlik. Ama işte, yarış bu, her an herşey olur. Oradan çıkıp Çatalca’ya yöneldik, akşam karanlığında, çoktan yerleşmiş ve hatta Türk sanat müziği aşamasına geçmiş olan yarış alanına vardık ve örümcek çadırı geceden açıp yerleştirdik.

Akşam saatinde çok keyifli, ışıl ışıl, dostane bir kamp ortamı vardı yarış alanında. Tabii oğlumuz bu sırada arabada uyuyor. Geç saatte yerleşme işlerini tamamladıktan sonra, kalacağımız yere doğru yola çıktık.


Ertesi sabah, az bir gecikmeyle yarış alanına bir heyecan geldik. Çok şenlikli ve rengarenk bir ortam vardı. Motorumuzu kontrolden geçirdik, transponder’ımızı aldık. Antrenman saatlerini beklemeye başladık. O arada, müsait oldukça parkuru dolaştık. Zemin Kilyos’takinden çok farklıydı. İri ve sert topraklı. Dedik ki, büyük cc’ler ezecek nasılsa.

Antrenman saati geldiğinde, Ateş hevesle motoruna atladı ve parkura çıktı. Çocuk yarışçıların parkuru, ana parkurun kısa bir bölümünden oluşuyordu. Ebeveynler, yarışçı çocuklarının yanlarında, onları motive ediyor, nereden gitmeleri gerektiğini söylüyorlardı. Kimisi yanlış yönde gidiyor, kimisi küçük lastikleriyle gömülüyor, kimisi ağır kalıyor, kimisi çok hızlı. Hepsi minik minik birer neşe kaynağı olarak pistte sürüyorlardı.

Bizler için, ya da ben ve eşim için diyeyim, Ateş’i diğer çocuklarla birlikte sürerken izlemek gerçekten müthiş bir keyifti. Çünkü normalde, kendi antrenmanları sırasında birlikte sürebildiği yaşıtları pek olamıyor maalesef. Denk gelmiyor. Ama burada en az on tane vardı. Tüm ebeveynler keyifle neşeyle heyecanla oradan oraya koşturuyorlardı. Ama sanırım en çok koşturanlardan biri de bendim 😊


İlk antrenmanda, kalın ve sert topraktan şikayet etse de, sonrasında alışıp çok keyifli bir şekilde sürdü Ateş. Başkalarıyla sürmeyi, başkalarını güvenli bir şekilde geçmeyi, virajlarda kimi ne taraftan geçebileceğini, çok keyifle ve her seferinde giderek artan bir beceriyle öğrendi.

Sürekli kimin nasıl sürdüğüyle ilgili tespitler yapıyordu. Şu çocuk şurdan gidiyor, şu şekilde gidiyor, şu çocuk burdan böyle gidiyor… Ben de şurdan gideceğim, ben şu tarafı tercih ediyorum…

Her antrenman veya yarış sonrasında, ilk başta zorlandığı kalın toprakları, mıcırları, hiç tereddüt etmeden geçerek bizden önce döndü çadıra. Biz ona yetişemediysek, yan çadırdaki Adana’lı komşumuz Metin beyle ayarladı motorunu. Komşuluğu, yardımlaşmayı gördü. Yemek paylaştı komşusuyla. Bence bunlar, parkurda gazlamanın yanında, gerçekten çok kıymetli tecrübeler.


Ama sıcakta, o kadar gazlamayla yoruldu. Öğlenleri arabada klima açık uyudu. Uyudu ama, klimanın biraz olsun açık kalmasına, bizim kiralık panelvan dayanamadı😊 her iki yarış gününde de, akşam toparlanmasında, komşularla beraber aracı ittirrerek çalıştırdık 😊 sonra da her sabah bir korkuyla çalıştırdık😊 acaba bugün çalışacak mı? Yarışa yetişebilecek miyiz? 😊


İlk yarışını 5. Bitirdi. Çok daha iyi de bitirebilirdi. Ama ilk yarış acemiliği 😊

Ve nihayetinde, son yarış günü geldi çattı. Sabah vaktinde oradaydık. Ateş bu sefer çok daha motive, çok daha hırslıydı. Daha hızlı gideceği, daha hızlı kalkacağı kesindi.

Ama motorumuzda görüntü var ses yoktu!!! eyvah! Motor her nazlandığında üzülür Ateş’im. Ya üüüffffff! Standart tepkisidir. Babamız uğraşır, çalıştırır. Bazen biraz zaman alır. Ama o motor illâ ki çalışır. Yarış günü de, hadi üzme bizi dedik. Çalışırsın dedik. Çalıştı. Sanırım yaşı olan motorların biraz pohpohlanmaya ihtiyaçları var😊

Ama sonra, önce, o çok güzel yaptığı kalkışta, sonra parkurun çeşitli yerlerinde, motorda bir şeyler işi bıraktı. Parkurun içinde motor olmadık yere kendi kendine durunca nasıl keyfinin kaçtığını düşünemiyorum bile. Ama her seferinde, kocamın koşarak çalıştırmasından sonra, yine de inatla ve ısrarla sürmeye uçmaya, geçmeye devam etti.

İşte yarış böyle bir şey. Her an her şey olur. Ama bırakmamak, pes etmemeyi öğrenmek için, çok gerçek bir yer olduğu kesin. Son yarışında gönlünden geçtiği gibi süremese de, yine de keyifle bitirdi günü Ateş. Orada en az on çocukla birlikte, yanyana, peşpeşe, toz toprak içinde ve çok doğal bir şekilde, yarışı bitirdi. Her ne kadar yorulduysa da, stres olduysa da, kızdıysa da, bitişte, herşeyi çok doğal yaşadı. Akşam dönüşte, yine legosuna yine kitabına veya yaramazlığına kaldığı yerden aynen devam etti. Ve tabii ki, yine gurur duydum. Her zaman olduğu gibi. Sevgiyle gururla sarıldım oğluma.

Yarışlardan öğrenecek çok şey var. Bir çocuğun, motosiklet sürmeyi öğrenmesinin ona kattıklarının yanında, yarış ortamında olmanın da öğrettiği çok ama çok şey var. İşte böyle şeyleri çocuk yaşta tecrübe etmek, doğal kabul etmeyi ve biz yetişkinlerin yaşadığı pekçok stresi peşinen egale etmeyi sağlıyor.


Bu yarışlarda, benim en çok dikkatimi çeken, motokross yarışlarındaki programın yoğunluğu oldu. Bir günde çok kısa aralıklarla, pekçok antrenman ve yarış yapılıyor. Hazırlanmak veya dinlenmek için aralar pist yarışlarındakilere göre biraz daha kısa gibi. O yüzden zaman yönetimini de doğru yapmak çok önemli. O kısa aralarda, motorun gereksinimlerini gidermek, yağını benzinini ayarlamak, arızasını çözmek, sürücünün ihtiyaçlarını karşılaması, dinlenmesi, beslenmesi… bence hiçbir yarışçı, mekanikerin yanında bir de yardımcısı olmadan kros yarışına gitmemeli 😊 bizim gibi, hemen herşeyi kendi yapan aileler için ise, oldukça stresli olduğunu kabul etmem lazım. Zaman ve iş yönetimi hakikaten kolay değil. Ama alışacağız 😊



Ha dönüşte, toz topraktan kaskatı olan saçlar için saç kremimi mi yumuşatıcı mı tercih edersiniz onu da siz düşünün 😊

Sağlıcakla kalın.

10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör